21 Şubat 2012 Salı

Sonsuz Hayat Seni Bekliyor

Rabbin:"İnsan, dara düşünce, yatarken, otururken, ayaktayken bize sürekli yalvarır.Onu dardan kurtardık mı, hiç dara düşmemiş de bize yalvarmamış gibi davranır"
 Merak ediyorum, cennetlik insanlar da azap görecekler mi? Günahı kadar yandıktan sonra cennete gidecekler diye biliyorum. O zaman pek az insan cehennemden kurtulabilir. Günahı olmayanlar yani. Benim gibiler cehenneme girecek belli.Sonra cennete de gitsek, yolumuz cehennemden geçecekmiş! Ne büyük acı!


Söylediklerinin bir kısmı doğru, bir kısmı yanlış. Mizanda ameller tartılıyor. Hangisi fazla gelecek, bakılıyor. Diyelim ki, sevapların bir miktar fazla geldi, sana iyi bir kul işlemi yapılıyor. Artık bakılmıyor günahlarına, yok sayılıyor onlar.
Ya günahlar bir miktar fazla gelirse? Rabbimizin rahmeti, mağfireti, affı giriyor cehennemle senin arana. Peygamberimizin şefaati, yardımı imdadına yetişiyor. Günahların yine de fazlaysa, onun cezasını çekiyorsun.
Günah bir yazılır. Sevap ise on, yüz. Hatta mübarek gecelerde bazen  bin, bazen on bin, bazen otuz bin. Tevbe kapısı hep açık. "Tevbe eden kul, hiç günah işlemeyen kul gibidir" diyor hadis.
Yıllarca inkar etmişsin günahlara dalmışsın, dünya dolusu suç birikmiş defterinde. Sonra bir pişmanlık, bir tevbe, bir damla gözyaşı tümünü silip yok ediyor.
Rahmete bak! Hastalıkları, belaları, müsibetleri, acıları günahların silgisi yapılmış. Yürek yangınları da siliyor kalbin günah pasını. Bir kısım günahı da ölümden önceki kaygılar, korkular, acılar süpürüyor.
Cennet ilahi bir lütuftur. Cehennem, yaptıklarımızın bedeli. İnsan cehenneme gitmesin diye nice engeller konmuş araya. Cehenneme gitmek neredeyse imkansız gibi. Gel gör ki bunu da başarıyor insan!
Sevap bir yazılsa, günahlar on, yüz, bin, on bin, otuz bin yazılsa anlayabilirdim cehenneme gitmeyi. Tevbe kapısı kapalı tutulsa, inkar eden bir daha asla iman edemese, Rabbimizin affı olmasa, Peygamberimizin şefaati imdada yetişmese yine anlamak mümkündü.
Bazen de amellerin sayısına bakmıyor Rabbimiz. Bir iş yapıyorsun, o iş onun öyle hoşuna gidiyor ki, siliyor tüm günahlarını. Amellerin tartılırken sevap kefen ağır basıyor.
Meselenin en zor yanı imansız ölmek. Ne af umudu var , ne de cennete dönme umudu. Nokta kadar bile olsa imanı olan eninde sonunda ebedi cennete gidecek. İmandan tamamen yoksun olanlarsa hep azapta kalacaklar! Büyük kayıp!
Ben, tanrıtanımazları, dinsizleri, imansızları anlamakta güçlük çekiyorum. İman edince kaybı ne olacak ki? Gerçek meydanda..
Keşke bir kez daha  düşünseler!
İnanmak bu kadar mı zor!

20 Şubat 2012 Pazartesi

Mutluyuz...Hepimiz...

Bu sabah kalktım, hemen perdeleri açtım, evi topladım. Müzik açtım hafiften, kahvaltılıkları çıkardım. Ömerin eline bir parça kaşar peyniri verip oturttum koltuğa, bacaklarını açtı şöyle iki yana; şapır şupur yemeye başladı.

O an, mutlulukla doldu içim... 'Ne kadar mutluyum' dedim. Sadece o an gördüğüm manzaradan yola çıkarak. 'Hayat güzel' dedim. Sevdiklerimi düşündüm, yanımda olmasalar da mutlu olduklarını, beraber yaşanacak güzel günleri hayal ettim. Dua ettim...

Sevdiğiniz bir insan için edilecek en güzel dua, ömür boyu mutlu olmasını istemektir bence. Yaptığı iş, içinde bulunduğu ortam ne olursa olsun, mutlu olsun yeter...

Güzel günler bizi bekler...


11 Ocak 2012 Çarşamba

Anneliğimden



  • Düştüğü, çarptığı yeri dövmem ki başına gelen her olayda başkasını suçlamayı öğrenmesin.Sorunları şiddetle halletme yoluna gitmesin.


  • Canı acıdığında "yok bir şey yavrum, geçti" demem.Onu anladığımı ifade ederim,duygularını adlandırarak sözcüklere dökerim.( "acıdı değil mi, üzüldün, sıkıldın.." ) acısını paylaşırım ki annesinin onu anladığını düşünsün, duygularını ifade etmeyi öğrensin, sıkıntılarını paylaşsın, sır kutusu olmasın.


  • Yemesi için ısrar etmem, istediği kadar yer.Israr edersem, benimle inatlaşabilir, hatta yemekten nefret edebilir.

  • Şarküteri ürünler yedirmem.Katkı  maddelerinden mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışırım.

  • Eğer hayati bir tehlike yoksa, "Dur koşma düşersin, öyle yapma şöyle olur ..." söylemlerinden uzak dururum çoğunlukla.Parmağını sıkıştırır diye eline mandal vermemezlik yapmam.Bu türden ufak tehlikeler arz eden şeylerle oynarken yanında bulunurum.Oynamasına izin veririm.

  • Elbette oynamasını kesinlikle istemediğimiz şeyler konusunda daha farklı bir yöntem izlerim.Bıçak, şiş,makas gibi :) Hepsini benim gözetimimde, kısa süreliğine incelemiştir, annesi "cısss" olduğunu anlatmıştır.Onlarla oynamasına izin verilmez. 

  • Ihlamuruna, sütüne şeker koymam.Hatta bal, pekmez koymaktan bile imtina ederim ki; ilerde çayından kahvesinden şekeri çıkarmakta zorlanmasın.Şekerli içmeye hiç alışmasın.

  • Ömer'e çikolata şeker getiren misafirlerin elinden getirdiklerini alır "yemekten sonra yesin" diyerek kaldırırım.Ve sonra hiç vermem :))Tabii şimdilerde Ömer kendisine getirilen çikolatanın farkında değil, takipçisi olmuyor. 12 aydan sonra biraz biraz çikolata ve bisküvilerin tatlarına vakıf oldu yavrucum. Ee tabii ki tamamen mahrum bırakmak mümkün değil. Hem de doğrusu bu değil.Bu konuda katı bir kural, abur cuburları cazip hale getirebilir çocuğun gözünde. Abur cuburları eve daha az sokarak, atıştırmalık olarak daha çok kuruyemiş ve meyve tüketerek çocuğun alışkanlığının da o yönde gelişmesini sağlayabilirsiniz.

  • Yakın akrabalarımızdan, gelirken illa ki bir şeyler almak istiyorlarsa kuruyemiş, meyve almalarını rica ederiz.

  • Oğluşuma hiç bağırmadım, hiç ama hiç bir zaman da bunu yapmak istemiyorum.Allah bu konuda bana ve tüm annelere güç versin.(Bir kere 3 aylıktı sanırım, kolik sancılarının beni tükettiği bir an başımı yastığa gömüp bağırmıştım, oğlumu korkutmadan :))Bağırmamak, onu hırpalamamak için şunları düşünün;
      • Sesinizle o küçücük yüreği hoplatmak, ne sizi rahatlatıyor ne de evladınızı sakinleştiriyor.
      • Sonrasında sizde oluşacak vicdan azabını düşünerek baştan vazgeçebilirsiniz, bağırmaktan.
      • Yavrunuz tüm korkulardan endişelerden size sığınmak isterken bunu yapmanız çocuğunuzun sizden korkmasına, size olan güveninin zedelenmesine neden olacak.

  • Biz 1 yaşına kadar hiç televizyon izletmedik, amacım 2 yaşına kadar böyle devam etmekti ama şimdilerde internetten kısa kısa pepee videoları seyrediyor, çok da seviyor.Şarkısız kısımları hiç ilgisini çekmiyor.Ekran başında harcadığı zaman günde 15 dk yı geçmiyor.
Tüm bu kurallarıma muhalif kişiler ve eylemler olsa da zaman zaman; aşırı tepki vermeden, durumu kurtarmaya çalışıyorum.Büyüklerin evinde kurallar deliniyor bazen ama evde aynı sistem devam ediyor.Örneğin oğlum (dış kaynaklardan) vurmayı öğrendi son zamanlarda, biz de davranışını pekiştirmeden unutturmaya çalışıyoruz.
İlk zamanlar bu konuda çok gergindim, onaylamadığım davranışları sergilediklerinde büyükanne/babaları uyarıyordum, uyaramadığım zamanlarda da öfkeleniyordum.Benim titizliğimi fark etmeleri de iyi sonuçlar doğurmuyordu.Ama kendimi tedavi ettim, artık kasmıyorum o kadar.Onlar oğlumun büyükanne/babaları, onlarla aralarındaki ilişki böyle, ben de annesiyim.Evdeki tüm kurallar orada da işlemek zorunda değil.Tabi bir taviz verilmeyecek kurallar var her yerde geçerli olan, onlar ayrı.

Evet, Yiğit Ömer artık 13 aylık, Yeni yaşını ufak bir toplantıyla aramızda kutladık, babamız yanımızda olamadığı için bir organizasyon yapmak istemedik.
Anneliğimin 2.yılında, edindiğim tecrübeleri rehber edinerek; daha telaşesiz, sabırlı, öfkesine yenik düşmeyen, neşeli, planlı programlı daha derli toplu bir anne olmayı hedefliyorum.
Tüm annelere kolay gele!!

9 Ocak 2012 Pazartesi

Fotografium Canon 600D Hediye Ediyor!





Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarakCanon 600D KitManfrotto 055XProb tripod ve Kata123Go-30 fotoğraf çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Erkeklerin Bağımlılığı Üzerine...

Dün akşam yemeğimizi yedik, baba-oğul salona geçtiler.Hemen bulaşık makinesindeki temizleri boşalttım, kaldırdım.Bulaşıkları yerleştirdim.Çayı ocağa koydum bir yandan.Nar ayıkladım, oğlum uyumadan yesin, diye.Narları götürdüm, yediler.Ardından çamaşırları astım, eşime çay servisi yaptım.Çocuğu uyuttum ve çaydanlığı alıp salona geçtim.

Ohh otur...du...m.Oturmamla eşim "sehpa getireydin, hanım" demez mi! -Ömer uyanıkken zigonları çıkarmıyoruz, çaylar elimizde oluyor- Bir bakış attım, "onu da kalk kendin al" denir mi hiç.Öyle desem başlayacak konuşmaya.Kocaya hürmetten girecek, gündüz çalışırken ne kadar yorulduğundan çıkacak.Gözü önünde koştur koştur sağı solu anca  toparladığımı gördüğü halde, ben oturduktan sonra istediği şeyin karşısında benim tavrımın, hürmetsizlik olamayacağını, kendi yaptığının tamamen merhametsizlik olduğunu anlatmaya çalıştım.Hak verdi, ama kalkıp sehpa çıkarmadı. Ben de içimden gelen dürtülere rağmen tuttum kendimi, kalkıp getirmedim.Hatta elimde kitap; kaleme ihtiyacım olduğu halde kalem almaya bile kalkmadım ki sehpayı da getirmek durumu hasıl olmasın.

Akşam yemeğini yedikten sonra, eşimin kalkıp salona geçmesine ise, alışalı çok oldu.Bir çok kez bana yardım etmesini istedim, ama artık vazgeçtim. Aslında bu eyleme  "yardım etmek" adını koymamız baştan şunu kabullendiğimizi gösteriyor: Bu işler aslında biz kadınların görevi ve kocalarımızdan da lütuf olarak yardım istiyoruz.

Evet evleneli 6 yıl oldu ama ben hala bir şeyleri değiştirmeye çalışıyorum.Ki eşimin hakkını yemeyim, bana yardımcı olduğu çok zamanlar vardır.Hatta yetişme tarzına göre süperdir, diyebilirim.

Kendi dağınıklıklarını toplamayan, üstünden çıkardığını, çay içtiği bardağı yerinden kaldırmayan erkekleri ayıplayacak bir mekanizma  yok toplumumuzda.Kadınlarda, hatta kız çocuklarında bu mekanizma harika işliyor aksine.Bunu yapan, böyle olmasına çanak tutan da annelerimiz yine. Erkek çocuğuna çocukluktan beri hizmet eden anneyle  1 yaşındaki kız çocuğunun eline toz bezini verip, çocuk bezi sağa sola sürdükçe aferinler savuran, aynı anne.

Oğlumun süpürgeye olan ilgisi üzerine "oğluma, oyuncak süpürge alacağım" dediğimde, bir kadından "aa oğluma iş mi yaptıracaksın" cevabını alıyorsam,

Kendi çayını kendi dolduran bir erkeğin karşısında annesi "Aaa yavrum, sen mi doldurdun çayını. Falanca kıza diyeydin ya" diye mahcup tavırlara giriyorsa,

Bu durumdan şikayetçi kadınların işi hala zor demektir.Kocalarımız işbirliğini ne kadar öğrenir bilinmez ama, çocuklarımız için yapacak çok şey var.Erkek demek engelli, yarım insan  demek değil. Erkek de pekala her işini yapabilir. Artık erkek çocuklar ailelerinden uzakta üniversite okuyorlar, çalışan bayanlarla evleniyorlar. Hayat artık aile bireyleriyle her alanda iş bölümü gerektiriyor. Hem neden başkasına bağımlı, başkasına muhtaç bir çocuk yetiştiriyoruz ki...




29 Aralık 2011 Perşembe

Yeni Yıl - Tefekkür - Dua

1 yıl daha geçti ömürden...

1yıl boyunca aktif olarak annelik yaptığım için ömrümün EN üretken senesi olarak addediyorum bu yılı.Her günü emek, her saati annelik mesaisi içinde..

EN çok tefekkür ettiğim yıl oldu 2011. Dünyama giren yeni bir can, tazecik nefesin ilklerini gördüm ilk kez. Kendi ilklerimi düşündüm, hatırlamadan. Annemi düşündüm. Haberim yokken ona yaşattığım heyecanları. Onun hayatına kattığım anlamları, annemin bana ne kadar değer vermiş olabileceğini. Annemi daha çok anladım, geç kalmışlığıma hayıflanarak. Lakin, anne olmadan anlaşılamayacak değerlerdi bunlar.Oğlumun anne değil de baba olacağını düşünerek bu hazza ulaşıp ulaşamayağacağını düşündüm.Babasının babalık coşkusunun  ve ilgisinin oğluma katacağı değerleri hesaba katınca, rahatladım bu anlamda.

İnsanlardaki değişimi gözledim, yakınlarımın hayatlarından sevdiklerinin-eşlerinin çıkmasıyla gark oldukları hüznü, yeri doldurulamayan boşlukların açtığı yarayı gördüm, görebildiğim kadar. Bir evladın, babasına olan saygısını, sabrını, tahammülünü gördüm. İmrendim, dua ettim "ALLAH'ım anneciğimin sabrını mükafatlandır, babasının rızasını almasını nasip et"

İnsanlardaki değişimi gözledim, hayatlarının başköşesine giren insanların etkisi ile meydana gelen... Geçmişte benim de yaşadığım ama dışardan başkalarının görüp de benim göremediğim değişimleri. Adı aşk olan yahut öyle sanılan duygunun, insanı yıllanmış dostluklara karşı nasıl ketumlaştırdığını, nasıl minnetsizleştirdiğini gördüm. Saygıyla karşılamayı seçtim.Söylemek istediklerimin birini söylediysem, diğerini yuttum.

Ölümü düşündüm çokça. Maddeye olan bağlılığımızı yok sayan, kimseyi karıştırmayacağımız ev düzenimizi, eşyamızı bir anda başka ellere devreden; evlattan, eşten ayıran ölümü.Dünyalık sıkıntılarda nefsimi yenmeyi başarabildiğim kadar "ölüm var" demeyi öğrendim. Böylelikle daha az dert ettim bazı şeyleri..

Önümüzdeki yıl nelere gebe bilinmez.Ancak dua etmek gelir elden.Allah'tan dileğim:En başta sağlıklı bir ömür, sonra huzur,mutluluk, başarı...Gerisi teferruat gibi geldi bana şu an, söz etmek istemedim.Allah kimseyi gördüğünden geri koymasın derler ya, bir de ondan işte...

22 Kasım 2011 Salı

Sınanıyorum

Başka mevzulardan bahsedecektim.Yine kapı çaldı, keyfim kaçtı...


Komşumla sınanıyorum.
"Allah'ım senin razı olacağın şekilde muamele etmemi nasip et" diye dua edip duruyorum.
Sabrediyorum, terslememek için.
Aradaki mesafeyi korumak için çırpınıyorum ancak karşıdaki anlamıyor.
Hiç gülmeden konuşuyorum, kısa cevaplar veriyorum, hiç bir şey sormuyorum, hiç bir şey istemiyorum.Nafile..
Günde en az iki kere kapım çalınıyor, çeşitli isteklerle karşılaşıyorum.Kimini veriyor, kimine yok diyorum.Bazen sesimizin dışarı duyulduğunu bile bile kapıyı açmıyorum.
Kapıya her çıktığımda onlar da kapıya çıkıyor.Evime hırsız gibi girip çıkardım önceleri, şimdi Ömer'in sesinden o da pek mümkün olmuyor :S
Olayların derinine inip dedikodu haline getirmek istemiyorum konuyu.Ancak daralıyorum.
Biliyorum, akıl sağlığı yerinde değil bunların.Bu benim sınavım.
Allah'ım Allah'ım, sen bilirsin...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...